Meme büyütme operasyonlarında karşılaşılan sorular ve güncel yaklaşımlar

Meme, anneliğin ve kadın kimliğinin en belirleyici unsurlarındandır. Bireyin mevcut vücut yapısında, bu organa ilişkin deformite ya da eksiklikleri, meme büyütme ve meme estetiği operasyonlarına olan ihtiyacı ortaya çıkartmıştır.

Geçmişteki tecrübelerimize göre, estetik cerrahi alanında kişilerin en sık açıklamaya ihtiyaç duydukları konulardan bir tanesi de meme büyütme, meme silikonları ya da genel adıyla meme protezleridir. Meme Büyütme protezlerinin genel olarak silikon materyalden üretilmeleri sebebiyle, bu iki kavram birbiri yerine sıklıkla kullanılmaktadır. Günümüzde silikonlar, eskisi gibi akıcı olanlar yerine koheziv denilen ve akıcılığı görece düşük maddelerden yapılmaktadırlar. Silikon protezlerin dış kısımları ince bir tabaka ile kaplanıp, iç kısımları da bu koheziv silikon ile doldurulmaktadır. Herhangi bir aşırı darbe veya delici, kesici alet ile karşılaşmadığı sürece, silikon protezin yırtılması mümkün değildir ve bu ürünler oldukça güvenli ürünler olarak tanımlanmaktadır. Ancak, söz konusu protezler herhangi bir şekilde delinseler dahi, içerisindeki silikon akıcı olmadığından, vücudun diğer bölgelerine yayılma riski oluşturmazlar ve mevcut şekillerini büyük ölçüde korurlar.

Meme protezleri ile ilgili olarak sıklıkla karşılaştığımız sorulardan diğer bir tanesi de, meme protezlerinin gebelik ve takip eden süreçte çıkartılması gerekip gerekmediğidir. Özetle belirtmek gerekirse, hastalarımızın bu konudaki kuşku ve endişeleri yersizdir. Bu protezler ömür boyu rahatlıkla kullanılabilmektedir ve gebelik esnasında da çıkarılmalarına gerek yoktur. Protezlerin süt vermeye engel olması gibi bir durum ise söz konusu değildir. Meme protezleri yerleştirilirken en sık kullanılan kesi  “inframamarian insizyon” denilen ve meme altı kıvrımından yapılan kesilerdir. Yaklaşık olarak 4 cm genişliğinde olan bu kesiden girilerek, meme bezi ve kanallarına hiçbir zarar verilmeden protezler uygun plana yerleştirilmektedir. Dolayısı ile bu operasyonlar, memenin annelik işlevlerine olumsuz yönde herhangi bir etkide bulunmamaktadır.

Yine meme protezleriyle ilgili olarak, bu protezlerin kasın altına mı yoksa üst kısmına mı yerleştirileceğiyle ilgili sorular da sıklıkla karşımıza çıkmaktadır. Son yıllarda özellikle Amerika Birleşik Devletleri’nde popüler hale gelen ve “dual plan” olarak adlandırılan bir teknik, ülkemizde de yaygın biçimde kullanılmaya başlanmıştır. Bu teknikte, protezin bir kısmı kasın altına, diğer kısmı ise kasın üstüne yerleştirilmektedir. Kesilerin nerede olması gerektiği ve protezin hangi plana konması gerektiği ise, hasta ile konuşularak ve kişiye en uygun seçenek belirlenerek tespit edilmektedir.

Hastalarımız tarafından sıklıkla sorulan sorulardan bir başkası ise, tahmin edileceği üzere protezin  boyut, şekil ve yüzeyinin nasıl olması gerektiğine ilişkindir. Öncelikle belirtilmelidir ki, protezin hacimsel boyutu, hastanın durumuna göre titizlikle değerlendirilmelidir. Çünkü aynı hacimdeki protezler, farklı hastalarda çok farklı görünüşler ve sonuçlar ortaya çıkartabilmektedir. Bu nedenle diğer hastaların, örneğin hastamızın bir arkadaşının taktırmış olduğu protezi beğenerek aynı boyutta protez talep etmesi, yanıltıcı sonuçlara varılmasına neden olabilir. Çünkü vücut boyutları ve kiloları birbirine yakın olan iki hastada, aynı boyutta (örneğin 300cc.lik) protez kullanıldığında, hastaların fiziksel yapılarındaki ya da anatomilerindeki farklılıkların yanı sıra, protezlerin taban çapının ya da yüksekliklerinin farklı olması gibi nedenlerle farklı sonuçlar ortaya çıkabilmektedir.

Burada görünümü etkileyen önemli bir değişken de protezin şekli, diğer bir ifadeyle damla ya da yuvarlak şekilli olmasıdır.  Kısaca belirtmek gerekirse, memenin üst kısmının daha dolgun olmasını talep eden kişilerde yuvarlak şekilli protez tercih edilirken, memenin alt kısmının daha dolgun olmasını talep eden kişilerde anatomik, yani damla protezleri tercih etmek daha yerinde bir tercih olacaktır.

Geçmişte operasyon sonrası, silikon meme protezlerinin etrafında kapsül denilen sert bir doku oluşmaktaydı. Kapsül kontraktürü denilen bu problemde, meme ağrılı ve sert bir hal alıyor ve bu durum hastalar açısından zahmetli durumlara yol açıyordu. Yapılan bilimsel çalışmalar sonucunda protezin dış kısmının pürtüklü şekilde tasarlanması ile bu problemin ortadan kalktığı gözlenmiştir. Yukarıda değinmiş olduğum, protezin kasın üst ve/veya altına yerleştirilmesi tekniği de yine bu problemle karşılaşma ihtimalini değiştirmekte ve kas altına yerleştirilen protezler nadiren kapsül kontraktürüne sebep olmaktadır.

Protez ameliyatlarında, ameliyatın erken döneminde yaygın görülen sorunlardan bir tanesi de hematom denilen kan toplanması durumudur. Bu sorun da hastanın yakından takibi ve zamanında müdahale ile kolaylıkla bertaraf edilebilmektedir.

Görüldüğü üzere, cerrahinin tüm alanlarında olduğu gibi, estetik cerrahisi ve bu kapsamda meme protezi operasyonlarının da kendine ait bir takım sıkıntıları ortaya çıkabilmektedir. Bahsetmiş olduğum komplikasyonlar nadiren karşımıza çıksalar da, göz ardı edilmeden ve yakın takiple sıfıra indirgenmeye çalışılmalıdır. Doktorlar olarak bu konudaki en önemli koşulumuz ise, hastalarımız ile doğru ve etkin bir iletişim kurabilmemizdir.

Hepinize mutlu ve sağlıklı günler dilerim.

OPT. DR. HİKMET KARAYEL

Özel İnkilap Özkaya Tıp Merkezi
İnkilap Sokak No:27 Kızılay/Ankaya

bilgi@hikmetkarayel.com.tr
+90 532 064 12 12

MEME BÜYÜTME HAKKINDA BİLGİ ALMAK İÇİN İLETİŞİME GEÇİN